Müteşabih, birbirine benzeyen birey ve cüzleri bulunan şeyler, kendisinde karışıklık ve iltibas bulunan şey; Kur'an-ı Kerim'de manâsı kapalı, bir çok anlama gelebilen, tefsirinde güçlük çekilen ayet veya kelimeler. Bunlara müteşabihât denir. Bunların hangi manâya geldikleri yalnız kendilerinden anlaşılmaz. Başka harici bir delile ihtiyaç gösterirler. "Müteşabih"in karşıtı "muhkem"dir.

Allah'ın sıfatları, kıyametin durumu, Cennet nimetleri, Cehennem azabı vs. hakkındaki lafızlar müteşabihtir.

Ayetlerin müteşabihatı olduğu gibi hadislerin de vardır. Çünkü ayetlerde anlatılan konuların hepsi daha detaylı olarak hadislerde vardır. Bu nedenle Kur'an ayetleri için geçerli olanların hadisler için de geçerli olması gayet normaldir.

Hadislerde müteşâbih kavramı geçmekle birlikte anlamı ve tanımı hakkında bilgi mevcut değildir; sadece Hz. Peygamber (asv)’in müteşâbih âyetlere uyanlardan sakınmak gerektiğini söylediği belirtilmiştir. (Buhârî, ‘’Tefsîr'’, 3/1; Ebû Dâvûd, ‘’Sünnet'’, 2). Bununla birlikte hadis mecmualarında ve özellikle rivayete dayanan tefsirlerde Resûli Ekrem (asv)’in, yanlış anlaşılma ihtimali bulunan bazı âyetlerin doğru mânalarını açıkladığına dair bilgiler yer almaktadır.

Meselâ ashaptan bazıları, imanlarına zulüm karıştırmayanların hidayete eren kimseler olduğunu anlatan âyetteki (En‘âm 6/82) “zulüm” kelimesine “kişiye yapılan haksızlık” mânası verince Hz. Peygamber (asv) söz konusu zulmün “Allah’a ortak koşmak” anlamına geldiğini söyleyerek müteşâbihin te’vilini yapmıştır (Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, II, 153).

Sahih kabul edilen bazı hadis metinlerinde müteşâbih nas grubuna giren kelime ve ifadeler bulunmaktadır. Çoğu, Allah’ın sıfatları, cennet ve cehennemin tasvirine dair olan bu hadisler âlimler tarafından yoruma tâbi tutulmuştur. Fahreddin er-Râzî’nin Esâsü’t-takdîs isimli eseri âyetlerin yanı sıra müteşâbih hadisleri de içermektedir.

Örneğin, ahir zamanla alakalı hadisleri bir kısmı müteşâbihattır. Yani mânâsı açık olmayan bir kısım teşbih ve temsillerle anlatılan mecaz ifadelerden ibarettir. Derin ve geniş mânâları ihtiva etmektedirler. Onun için muhkemât (dinin kesin emirlerini ifade eden ayet ve hadisler) gibi tefsir edilmez ve mânâsı herkesce bilinmez. Ancak ilimde derinlik kazananlar tevillerini yapabilirler. Vukûundan sonra da tevilleri anlaşılır.

Sonra gaybla ilgili hadiselerin bir kısmı Peygamberimize (asv) ayrıntılarıyla, bir kısmı da kısaca bildirilmiş, Peygamberimiz (asv) de kendi içtihadına göre en uygun tarzda tasvir etmiştir.

Öte yandan Resûlullah,

"Dünya öküzle balığın üzerindedir."(*)

örneğinde olduğu gibi bazı hakikatleri de teşbihler ve temsillerle anlatmış, bunlar da zamanla avam tarafından hakikat telakkì edilmiştir.

Bazı hadisler sadece Müslümanları ilgilendirdiği, bazıları hilâfet merkeziyle sınırlandırıldığı halde, âlimlerce bütün dünyaya şâmil olacak tarzda değerlendirilmiştir. Zikirhânelerin kapatılacağı ve ezan ve kàmetten Allah kelimelerinin kaldırılacağını gösteren, "Bir zaman gelecek, 'Allah Allah' diyen kalmayacak'(1) rivayetinde olduğu gibi.

İşte bu ve buna benzer hususlar sebebiyledir ki, bu meselelerin içerisinden ancak ilimde derinlik kazanmış âlimler çıkabilir.

Gaybla ilgili bir kısım hadiseleri, Cenab-ı Hakk'ın, Resûlullah (asv)'a detayları ile bildirdiğini, onun da hiçbir tasarrufa girmeden olduğu gibi naklettiğini biliyoruz. Kur'ân'ın ve hadisin muhkemâtında olduğu gibi.

Bir kısmını da kısaca bildirmiş, tafsilat ve tasvirlerini Resûlullah (asv)'ın içtihadına bırakmıştır. Îmanla ilgili olmayan kâinat hadiseleri ve istikballe ilgili vukûâtta olduğu gibi. Bu kısmı Peygamberimiz (a.s.m.) belâğatıyla, temsillerle, imtihan sırrına uygun tarzda açıklamış, tasvir etmiştir.(2)

Arap edebiyatında teşbih, temsil ve tasvirlere sıkça rastlandığını, Resûlullah (asv)'ın da, "İnsanlara akılları seviyesince konuş"(3) hakikati gereğince onların anlayacağı dilden konuştuğunu, yer yer bazı temsil ve teşbihleri kullandığını da burada kaydedelim.

Evet, Resûlullah (asv) zaman olmuş teşbih ve temsillere başvurmuştur. Meselâ birgün sohbet esnasındayken bir gürültü işitilmiş, ferman etmişlerdi:

"Bu gürültü, yetmiş seneden beri Cehenneme yuvarlanan bir taşın, bu dakikada Cehennemin dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür."

Bu garip hadiseden beş altı dakika sonra birisi gelmiş, "Yâ Resûlallah! Yetmiş yaşında bulunan filân münafık vefat etti, Cehenneme gitti."(4) demiş, Resûlullah (asv)'ın beliğâne kelâmının tevilini göstermişti.(5)

İlave bilgi için tıklayınız:

Kur'an'daki müteşabih ayetlerin hikmeti nedir?

(*) Dünyanın, öküzle balık üzerinde olduğunu söyleyen hadis var mı?

Dipnotlar:
(1) Tirmizî, Fiten: 35; Hakim, Müstedrek, 4:494, İbni Hıbban, Sahih: 8:299.
(2) Şuâlar, s. 498.
(3) Gazalî, İhyâü Ulûmiddin (Kahire: Müessesetü’l-Halebî ve Şürekâh nşr.: 1967), 1:82.
(4) Müslim, Cennet: 31 (H. 2844); Müsned, 2:271; 3:341, 346, 360.
(5) Şuâlar, s. 498, 499
Selam ve dua ile...